Perşembe, Aralık 29, 2005

SUÇLU !

İnsanlar kendilerini değil “AŞKLARINI” büyük görürler.

Aşkın kendi içinde barındırdığı “KUTSALLIĞI ve YÜCELİĞİ” aşık olunanın anlamasının imkanı yoktur. Evet, insanlar ikiye ayrılır. Aşık olanlar ve olmayanlar. Aşık olanlar için karşısındaki “her şeyi” olurken, aşık olunan için durum başkadır. Aşık olmadığı için başka arayışlara girmesi de normaldir. Zaten aşık olsa kendini bütünlemek gibi bir beklentisi olmaz. Ancak işin ilginç tarafı kendini bütünleme gibi bir güdüsü olan aşık olunan, aşık olduğunda, aynı sorguladığı “aşık” gibi davranır.

Aşık olunanı “doyurmak”, “tatmin etmek” gibi bir beklentisi olmayan aşığın tek istediği aslında Aşığıdır. Tatmin etmeyi beklemez ama tatmin edebilmeyi ister. Bencilliğin ve fedakârlığın doruk noktaları arasındaki gelgitler aşkın özündendir.

Aşık olan bugünde yaşayamaz. Çünkü istediği ve tamamen kendisinin olmayan, daha doğrusu, kendine aşık olmayan bir insanla, eksik kalan yaşanmışlıklarını umutla bekler. Umutla gelecekte yaşar.

Kendine geldiğinde ise acıyla geçmişte yaşamaya başlar. Aşkı için yaptıklarını ve katlandıklarını sorgular. Çünkü aşıkken yaptıklarını, afyonlu insanların yaptıkları gibi ertesi gün sendromuyla kendine özetler. Aşık olduğu tüm süre boyunca “kafasındaki” aşkı yaşar ve yaşatır. Gerçek yoktur, doğru yoktur, beklenti yoktur, “kendi de yoktur”. Bittiğinde ise tüm olanları ve yaşadıklarını “bir de ayık kafayla” düşünür ve yaşar.

Aşık olan aşıkken yaptıklarından ve “BEKLENTİLERİNDEN” dolayı karşısındakini değil “AŞKINI” suçlar ve sorgular. Bu sorgulamada insanlar yoktur. Duygular vardır. Aşık olunan olayları “ayık” yorumlayabildiği için karşısındakini “insan” olarak görür.

Aşığın yaptıklarından mutlu olmak, tatmin olmak zorunda değildir aşık olunan. İstemiyorsa, sadece gitmelidir. Gitmelidir ki yanıbaşındaki insana arayışları, tatminsizlikleri ve “uyanışları” yüzünden zarar vermesin.

Uyanışlar da çeşitlidir aslında. Toplumun değer yargılarını kırmak da bir uyanıştır, uzun bir ilişkiyi bitirmek de, artık aşık olmamak da. Hayatın gördüğünden fazla olduğunu anlamak için uyanmaya ihtiyaç da yoktur. Çünkü, herkes hayatın sadece küçük bir parçasını görür, görebilir. Sorun görmekte ya da görebilmekte değildir özünde. Her gördüğün hayatı yaşamaya çalışmaktır insanı kendinden çıkaran. Çünkü her hayat bir bitişle başlar. Biri bitmeden devam diğer hayatlar parçalanmışlıklar, acılar ve pişmanlıklarla doludur. Karar vermesi gereken uyananın hangi hayatta yaşamak istediğidir. İşte burada Aşık nerede olmak istediğini bilir. Ama aşık olunan tekrar yola çıkmak ister. Onun da tek istediği aşktır belki de.


Tüm bunların nedeni mi?

Karşılıksız AŞK

Suçlu mu?

Arıyor musun ki?

Çarşamba, Aralık 28, 2005

KALANA

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan gerçekten yapmışsındır.

Aşktaki tek norm kendinsindir.

Ama ne yaparsan yap, onun için yaptığın her şey bir gün karşına “yapmadıkların” olarak çıkacaktır. Sen “kendini” verirken o her zaman daha fazlasını ister. Aslında istediği sen bile değilsindir. Ama o kadar görmezsin ki “AŞIK OLMAK İSTİYORUM” dediğinde bile saçma bir umutla “acaba bu ben olabilir miyim” diye düşünürsün.

Giderken mi?

Her zaman bahane vardır. Hani derler ya ağzınla kuş tutsan, “ama ben senin için bunları yaptım” desen o “şunları yapmadın” diyecektir.

Bir süre sonra, neden,
“aşık olmak istiyorum”
dediğini anlayacaksın.

İşte o zaman

Aşkına mı?

Umuduna mı?

Acına mı?

Kızacağını şaşıracaksın.

Salı, Aralık 27, 2005

KELİMELER

"Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.

Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.

Bulacak sanıyordu yenilikleri.

Her an bir yeni su vardı, Her yeni suda bir yeni an.

Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı..."

Pazar, Aralık 25, 2005

VAR MI

bir derdim var artık tutamam içimde
gitsem nereye kadar
kalsam neye yarar
hiç anlatamadım, hiç anlamadılar
herkes neden düşman
unuttuk hepsini, nuhun nefesini
gelme yanıma sen başkasın ben başka
bak bu son perde oyun yok bundan sonra
ışık yok hiçbir şey yok
bir derdim var
artık tutamam içimde.

Pazar, Aralık 18, 2005

MAYIN

Mayına basıp bacağınızı kaybettiğinizde acı da duymazsınız. Kulaklarınız çınlıyordur hala.
Hala bacağınızı olduğu yerde hissediyorsunuzdur.
Beyniniz size bir süre daha oyun oynamaya devam edecektir. Çünkü acı eşiğini çoktan geçmişsinizdir. Beyniniz acı şalterlerini indirmiştir. Sizin dayanabileceğinizden fazla acıyla yaşamanızı istemez.
Şimdi top sizde ya beyninize uyup siz de şalteri tamamen kapatırsınız ya da ben bu acıyı çekebilirim deyip yaşamaya devam edersiniz.
Ama bilirsiniz ki ilk şok geçtikten sonra acınız dayanılmaz olacaktır.
Hangi koşulda olursa olsun.

Sorun şu ki artık bacağınız yoktur. Ne yaparsanız yapın o bacağı yerine getiremezsiniz. Protezler de protezdir işte. Protez kadar protez.

Mayını kurana çok öfkelenirsiniz. Ama neden bilinmez asıl kızdığın kendinsindir. “basmamalıydım” der durursun.

Artık eksiksindir. Vücudundan bir parça kopmuştur.
Kaybedişlerin vardır.
Gitsen de bacağın yoktur, kalsan da.
Farkı mı?
Bu şekilde nerede ve nasıl yaşayacağına karar vereceksin.
Yeniden başlayarak mı?
Devam ederek mi?

Zor.

KAYBEDİŞ

“Her seçim bir kaybediştir.” Demiş düşünür.
Peki seçimlerimizi nasıl yapıyoruz?
Neleri kaybettiğimizin veya kaybedebileceğimizin hesabını yapıyor muyuz?

Klasik ikilemlerde seçim yapmak zorundaysak genelde “duygu” ve “mantık” çarpışır. Bize düşen, hangisinin ağır bastığına karar vermektir.

Peki ya duygularımız duygularımızla, mantığımız da mantığımızla savaşıyorsa?

İnanın ortalık kan gölüne dönüyor. Hangisini yendim diye soruyorsun kendine, duygularımı mı mantığımı mı?

Yani hangisini mutlu edebildim diyorsun,
O da yok.

Bir de bakıyorsun ki her yaptığın hamlede KENDİNE yenilmişsin.

Yaptığın seçim mi?
Kaybettiklerinin putlaştığı
Bir “Kaybedişler Abidesi”.

Sonunda ne mi oluyorsun
Bir enkazdan başka?

HİÇBİR ŞEY.

Perşembe, Aralık 08, 2005

HAYAT

Hayat öyle bir yer ki,

Sen onu kuramazsan da çoğu zaman,

Kendi senin yerine

Kendisini kurar.


Sana düşen mi?

İzlemek.

SEÇİM

İnsan sonucuna katlanamayacağı seçimleri YAPMAZ.
Ya da
İnsan sadece KENDİ yapmış olduğu seçimlerinin sonucuna katlanabilir.

Çarşamba, Aralık 07, 2005

FİLM ŞERİDİ

İnsanlar köşeye sıkıştıklarında kendilerine yabancılaşırlarmış.

Bilmek mi demiştik ya hani
Yoksa bilmemek mi? gerçekleri

Aslında o yüzleşmek mi
yüzleşmemek miymiş?

Ya da yüzleşememek.

Derler ya kişi sorduğu soruların cevaplarını bilirmiş diye.
Kendine sorduğun soruların cevaplarını bulabiliyor musun?
Bu hayatın hocası hep çalışmadığımız yerden soruyor bize.

Ha bir de insan ölürken hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçermiş.

O da yalan.

Ölmeden de geçiyor.