Çarşamba, Ekim 26, 2005

HALA RÜYADAYIM

Gerçekle ilgili bir orjinin yoksa her şey ya gerçektir ya da değildir. Gerçek için gerçek olmayan “sanal”ın da olması gerek. Basit ve düşük voltajlı elektrik sinyalleriyle algıladığımız yaşamımızın dışındakilerin varlığından bile emin olamazken, en akla yatkın gelen, basit “KABUL”lerle “olanı” özümsemek.

Ama neden hala huzursuzum bilmiyorum. Acıyı bile sinir hücrelerimin beynimin doğru yerine sinyalleri ulaştırdığında hissettiğim bir hayatta tek gerçeğin sadece algılarım olduğunu düşünmek korkutuyor beni.

Renk körlerinin renk körü olduğunu bilmediği gibi belki de ben de herkesin gördüğünü görmüyor, koklamıyor, hissetmiyorum.

Yoksa tüm yaşamım bana mı “özel"

Ya da tüm hayatım benim beynimde geçiyor.

Belki de hayatımı kendi kendime yaşıyorum

Yoksa…
Ya da…
Belki..!

Salı, Ekim 18, 2005

RÜYA 2

Uyanmak, boyut değiştirmek gibi bir şey olsa gerek.
Ama neyin rüya, neyin gerçek olduğunu bilmiyorum ki.
Ne zaman uyuyup, ne zaman uyandığımı da.
Hangi boyut gerçek. Uyuduğumu sandığım sırada gerçekte uyanmadığımı kim garanti edebilir.

En rahatsız olduğum rüyalar sevdiklerimi kaybettiklerim oluyor. Onları koruyamamanın verdiği acı ve pişmanlık dolu saatler gerçekten yıpratıcı.

Yaklaşık 3 yıl önce hiçbir zaman uyanmak istemediğim bir rüyadan uyandım hem de hiç tanımadığım bilmediğim bir dünyaya gözlerimi açtım. Tüm dengem altüst olmuş, fırtınanın ortasında kalmıştım. Düşmanlarıma karşı galibiyete alışmış olan ruhum, en yakınlarım tarafından bombardımana tutuluyordu.
O zaman, düşmanlarla savaşmanın ne kadar kolay olduğunu anladım çünkü düşmanınıza verdiğiniz hasarı önemsemezsiniz ama sevdikleriniz… yine de durmanız gereken bir yer vardır.
Ağır hasarlı da olsa uyandığım ( uyuduğum ), İçindeyken, en güzel rüyam dediğim bu rüyadan çıktıktan, sonra en güzel rüyamın bu olmadığını anladım. En güzeli gerçeği bilmekmiş. Adı üstünde “rüya”, zorunlu bir boyut değiştirme var sonunda ya da eninde.

Tüm bu yazdıklarım mı?

Hepsi “RÜYA”

Gözlerimi açtığımda başlayan, kapatınca da bitecek olan.
Ama bazen düşünmüyor da değilim.

Gerçeğin acıtması mı tatlı yoksa
Uyanmamışlığın huzuru mu?

Zaten

Gerçeğin ne olduğunu bilmiyorsan hissettiğin gerçek değil midir?

Pazar, Ekim 16, 2005

Yürüyüş

Yürürken yere bakıp bakışlarımı sabitlemek uzun yürüyüşlerimde en sevdiğim oyun.
yeterince konsantre olup yürüyüş hızınızı sabitlerseniz insana arabada gidiyormuş hissi veriyor.
işte tam o an acaba ben mi dünya gezegeninin üstünde yürüyorum yoksa ayaklarımla altımdan dünyayı mı çekiyorum ikilemine düşüyorum.
Dünyayı ayağımla çekip evrende sabit durduğumu düşünerek kendimi kandırıyorum. biliyorum, ama inanın insana kendini çok güçlü hissettiriyor.
Düşünsenize dünyayı yerinden oynatıyorum ve gideceğim yeri kendime çekiyorum...