Pazar, Nisan 23, 2006

GÜZEL-YOK ?

Nereye gidiyoruz.
Hayatımızı yönlendiren düşlerimiz aslında ütopyalarımız değil mi? Peki, ütopyalarımızı ararken veya ütopyalarımıza ulaşmaya çalışırken aslında neyin peşindeyiz? İz sürdüğümüz avımız gerçekten var mı?
Hayallerimizi ararken karşımıza iki yol çıkıyor.
Birincisi, aslında böyle bir ülke yok. Bizim yapmaya çalıştığımız olmayan bir devleti yaratmaya çalışmak. “Mükemmel Toplum” idolündeki gibi Marksist bir yaklaşımla “yokülke” yi oluşturuyoruz.
İkincisi ise hayallerimizin ve düşlerimizin bir yerlerde yaşadığını ve bizim ona ulaşmak için yaşadığımızı, çalıştığımızı öngörüyor. Yani “güzelülke” yi arıyoruz. Henüz keşfedilmemiş, mükemmel toplumun şu anda yaşadığı hayali bir ada.
yokülke” veya “güzelülke”. İki ülke de bizim tanıdığımız kimsenin görmediği ütopik “devlet”lerimiz. Her ne kadar iki kavram aynı gibi gözüksede, ulaşma yolları ikisi arasındaki farklılığı derinleştiriyor. Zaten “var” olan “güzelülke” de yaşamak için tek yapmamız gereken oraya gitmek. Tabi bu tek yapmamız gereken dediğimiz eylem, ulaşım sorunumuzun ta kendisi. Yani, okyanusta pusulasız, küçük bir sandalla, küçük bir adayı bulma ihtimalimiz neyse “güzelülke”ye ulaşma ihtimalimiz de aynı. Ama “yokülke” çok daha karmaşıktır. Çünkü hayallerinizin “yaşadığı” yere gitmezsiniz. Hayallerinizi “yaparsınız” ve hayat verirsiniz. “Yokülke”deki en önemli sorun da “devlet”imizi nerede oluşturacağımızdır. Ya da nerede “durmak” istediğimiz.
Şimdi tekrar ilk sorumuza geri dönelim.
Nereye gidiyoruz?
Olan bir “güzelülke”yi aramaya mı?
Yoksa “yokülke”mizi kuracağımız yere mi?

Pazar, Nisan 09, 2006

EBECİ

Erol, işte kader anın. Acaba ebeleyecek miyim?
Biraz daha merak et bakalım. En sonda söyleyeceğim.

*En beğendiğiniz huyunuz: Adaletim, merakım
*Hiç beğenmediğiniz huyunuz: Adaletim, Her şeye bir “neden” bulma çabam.
*En beğendiğiniz yeriniz: Dudaklarım.
*Hiç beğenmediğiniz yeriniz: Kırık burnum.
*Çantanızda mutlaka bulunmalı: Telefonum, sigaram, anahtarlarım, ehliyetim.
*Çantanızda asla bulunmaz: Yiyecek bir şeyler.
*Arabanızın markası: 206 sport’tan sonra hızlı bir araba almamam gerektiğini, hatta bana mümkünse 100’ü geçmeyen bir araba teslim edilmesi gerektiğini öğrendim :)
*Hayalinizde ki araba: 350 hp RENAULT CLIO SPORT 3.0L V6
*En sevdiğiniz yemek: Deniz ürünleri, zeytinyağlı herşey.
*Hiç sevmediğiniz yemek: Yok :)
*En sevdiğiniz hayvan: Çita, At
*En korktuğunuz hayvan: Eskiden yoktu ama, askerde 30 gün boyunca açık arazide akreplerin ortasında yatıp, her gece en az 3 askerimi akrep sokmasından revire götürdükten sonra ben de artık fobiliyim demeye başladım.
*Kullandığınız parfüm: Sürekli aynı kokmayı sevmiyorum. Ama parfümlerim baharat ve musk ağırlıklı. Rochas
*Kullandığınız cilt bakım ürünleri: Traş sonrası bir şeyler işte.
*Her gün mutlaka yaparsınız: Yatmadan önce bir şeyler okurum.
*Her gün yapmayı ihmal edersiniz: Yere kağıt vb. şeyleri atmam. Çöpün yanından geçerken de unuturum, ceplerim hep kağıt doludur. Hepsini eve getiririm. :)
*Karanlıktan korkar mısınız? Hayır.
*Korkutmayı sever misiniz? İnanılmaz. En yaratıcı olduğum alan.
*Giyim tarzınız: Spor. İşte, spor-klasik karışımını severim.
*Asla giymeyeceğiniz: Delikanlılığı bozan hiç bir şeyi giymem. :)
*Cep telefonunuzun markası: Samsung
*Bilgisayarınızın markası : Toplama
*Karşı cinste aradığınız özellikler : Aramam. Koşul koymam. Ya severim ya sevmem.
*Karşı cinste hoşlandığınız tip : Gözler ve bakışlar çok önemli. Kesinlikle de kafası çalışan. Benim için aptal bir kadın kadar itici hiç bir şey olamaz.
*En beğendiğiniz oyuncu: Al Pacino.
*Benzetildiğiniz bir oyuncu : Cins bir adamım. Kimse şuna benziyorsun demedi.
*Film çevirmek istediğiniz bir ünlü : Al Pacino, Juliette Binoche, Liv Taylor.
*Başka bir şey yapmak istediğiniz bir ünlü: Her zaman en son dinlediğim gruplarla bira içmek.
*Tuttuğunuz takım: GS
*Hangi dalda bir sporcu olmak isterdiniz: Hızlı ve içinde adrenalin olan herhangi bir dal olabilir. Ama F1 pilotluğu çok cazip geliyor.
*En büyük hayaliniz: Hayallerimin olmaması…
*Gerçekleştirdiğiniz bir hayaliniz: İşimde olmak istediğim yere gelmek.
*Asla yapmam dediğiniz bir çılgınlık : Stiriptiz
*Yapabilirim dediğiniz bir çılgınlık: “Bana” rağmen bir aşkı dibine kadar yaşarım.

Hadi yine iyisin Erol. Bak bir daha büyük konuşma. Bu seferlik affettim.

Salı, Nisan 04, 2006

DUR(UŞ)

Öyle bir duruş ki, karşında
Akkor benzeri bükülmüş, çıplak ve serseri
Ateşli konuşmalardan almış şeklini
Eli yüzünde, bağrı gözünde dibe vurmuş bir batık.

Öyle bir duruş ki, şu geçirdiğim çırpınma nöbetleri
Sana uçuyor güçlü kanatlarla
Kırmızı çizgili haritalarda
Beni büküp bırakmışsın
İstemediğim havuzlarda

Öyle bir duruş ki
Sınırlarda, savaşlarda
Bana benzediniz, düş kırıklığının kabusunda
Susma hakkımı kullanıyorum
Bu birlikteliğin ortasında...

Ocağın bozulması zordur güneş gülüm
Koşuyorum köşeden köşeye
Ayaklar altında
Açtığımız kuyuda...

Son umut karanlık bastırırken doğar,
İstersen ulaş bana tek kişilik uçaklarla...

Pazar, Nisan 02, 2006

BEN?

Puslu, yağmurlu bir sonbahar sabahının grisine boyanmış geceyim ben.
O gecede ellerinizi korkuyla uzattığınız yıldızlarım.
Yıldızların altına uzanmış şehrin parlak ışıkları, gece vakti saat tam on ikiyim ben...

Uykunuzda nefesinizi çalan kara kediyim, yastığa yapışmış saçlarınızın içinde gizliyim.
Çığlıklarınızla yaşayan dolunay, Kabusunuza dalan melek veya düşlerinize saldıran bir zebani, alacakaranlıktaki rüyalarınızım.

Tutuşan elleriyim sevgililerin... sevişen bedenleri.
Dudaklarından çıkan her kelimesiyim AŞKIN.
Tüm rekleriyim gökkuşağının.

Dünün yaşanmayan tüm anıları, geriye dönüşü olmayan saatlerim.
Çünkü akrebim, yelkovanım.
Kopmuş tüm yapraklarıyım takvimin.

Ben SENİM...
Hayat BENİM...
Asla bitmeyecek, asla ölmeyecek bir vampirim.
Umutsuzluktan umut yaratan
veya
tam tersi hepsini yok eden...

Ben,
"YALAN"IM...

PENTHOS

Buzdağları nazikçe dokunurken kalbime
Acı, güvenli bir uzaklıktan seyrediyor beni.

Ey Penthos,
Bu soğuk dağ zirvesinde,
Bu kasvetli ve üzerinde çingenelerin dans etmediği çalısız yeryüzünde,
Uykuda ve takvimsiz günlerde,
Bu ateş
nasıl
hala
bu
kadar
diri ?